Forum

2007.08.10 10:09:40

#1
faruknur
Kayıt tarihi : 10 Ağustos 2007
İleti sayısı : 1

ALLAH;

Bir zaman gayet zengin bir ressam,sadece takdir edilmek amacıyla bir resim sergisi açmış. Fakat sahnenin gerisinde durmuş, kendisini konuklara göstermemiş.Konuklara her türlü ikramı yapmış. Sergiyi gezen misafirler, harika resimlere bakmışlar,ne kadar güzel resimler diyerek aralarında konuşurlarken, birisi, ressamı göremediği için; “acaba bu harika resimleri kim yapmıştır?” diye bir soru ortaya atmış.

Bir kısım insanlar;bu resimler “kendi kendine” olmuştur demişler.

Bir kısım insanlar; resimleri “tabiat kanunlarının” yaptığını iddia etmişler.

Bir kısım insanlar ise; resmi meydana getiren,” boya,fırça,kağıt;kafa kafaya verip bu resimleri meydana getirmiştir”demişler.

Bir kısım insanlar ise;harika resimlerin ve ikramların; “ancak akıllı,mahir, zengin bir ressam tarafından” yapılabileceğini, söyleyip; kendilerine ikramda bulunan,O ressamı içeriden, alkışlar ile çağırıp, kendisiyle tanışmış ve teşekkür etmişler.

İşte biz,bu canlı kainatın ressamına; O,Musavvir”e;Allah diyoruz.

Ressamdan farkı, gerçek ve canlı resimler yaratmasıdır.

Resim,ressamın bir parçası olmadığı gibi; ressam da, resmin bir parçası değildir.Yani mahlukat, Allah”ın bir parçası değil, eseridir. Resim ile ressam arasında da fırça vardır.

Yani vahdet-ül vücudu doğru anlamak gerektir.Gökyüzündeki bulutlara dikkatli baktığınız zaman, fırçanın nasıl ustaca kullanıldığını ve tabloyu biranda nasıl değiştirdiğini hayret ile izleyebilirsiniz.

Bir esere bakıldığı zaman; eser sahibi unutulmamalı.Yani;Ne güzel bir ayna diyerek, dikkatli ve kem bakıp nazar ile aynanın kendisini ve aynanın ustasının kalbini kırmamalı. “Maşaallah, bu aynanın ustası gerçekten harika ve mahir birisi” diyerek, sanatkarını da sena ve takdir  etmeli; inkar etmemeli.

Bir varlık nasıl olur da;doğrulmamış,doğmamış,doğurmamış,eşi ve benzeri olmayan, bir başkası tarafından yaratılmamış,bir başkasına muhtaç olmayan, her şeyin O”na muhtaç olduğu,başlangıcının ve sonunun olmadığı,her şeyi yaratan, Adil, tek,Evvel, Ahir, ölümsüz, ölmeyen, öldürülemeyen, yok edilemeyen, kusursuz,rakibsiz,hiç değişmeyen,çok sabırlı,çok merhametli vb; bir varlık olur.Bu sır; bizim için kapalı bir kapı olsun.

Mesela; bir sarayın açık doksandokuz kapısı olsun.Ama bir kapı kapalı olsun ve sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilsin ve anahtarda sadece O”nda olsun. Dışarıdan saraya girmeye çalışan biri,açık kapıların herhangi birinden içeri girebilir.Ama inat edip, açık kapılardan saraya girmemek ve kapalı kapının önünde durmak; o kapalı kapıyı açamadığı için, bu saraya girilemez demek, saray sahibini;inkar etmek,  kabul etmemek, red etmek;hiç akıl karı değildir.

Bu sefer biz ;o dessas şeytana; aksi ile kanıt yöntemi ile;şu soruyu soralım.

Peki,Allah yoksa; bu kainatı kim yaratmıştır? Yani yukarıdaki harika resimleri kim yapmıştır?

Ey şeytan susuyorsun.Kibrinden,enaniyetinden,inadından ve kandırdığın dostlarına mahcup olmamak için, Allah”tır diyemiyorsun!Kurnaz olduğun için;kendi kendine, tesadüfen olmuştur,tabiat kanunları yapmıştır veya  bu akılsız ve şuursuz,aciz maddeler;  bu harika resimleri meydana getirmişlerdir de diyemiyorsun!

Çünkü; böyle desen;saf ,tertemiz  ve günahsız çocukların bile sana güleceklerini ve ”çocuk mu kandırıyorsun!Cansız bir resmin bile ressamı var iken;canlısının evleviyetle vardır.Sen git de akıllıyım diye geçinen akılsızları kandır” diyeceklerini  çok iyi  biliyorsun!

Bu konuda;ilmin kapısı,Hz.Ali”nin:”farzedelim; inanmayan ve inat edenlerin dediği gibi; Allah, peygamber, kitap,melek,ahiret,kader,hac,namaz,zekat vs.diye birşey yok; ne inanana bir şey olur,nede inanmamakta inat edene. Ama, ya varsa; inanmamakta inat eden;işini  şansa bırakmış olur ki buda akıl karı değildir”manasında gayet mantıklı bir cevabı vardır.

*Soru:Allah”ın bir sureti varmıdır?

Cevap:Allah”ın bizim anladığımız tasavvur ettiğimiz bir şekilde, bir sureti yoktur. Çünkü; Suret ve şekil sınırlı şeyler için söz konusu olabilir.Yani başlangıcı ve sonu olan şeylerin sureti ve şekli olur. Allah ise Evvel ve Ahir”dir, Ezeli ve Ebedi”dir, yani başlangıcı ve sonu yoktur.

Mesela;belirli iki nokta arasına çizilen bir çizgiden, bir doğru oluşur.Üç doğrunun başlangıç ve bitim noktalarının, açı yaparak birleşmesinden de üçgen oluşur.Eğer üçgenin kenarını meydana getiren doğruların başlangıç ve bitim noktaları yok ise yani sınırsız ise;baştan bir doğruyu çizemezsiniz. Dolayısıyla da bir üçgeni çizemezsiniz. Çizemediğiniz içinde o şeye şekil ve suret veremezsiniz.

Mirac hadisesinde Hz.Muhammed peygamber; Allah”ı; Nur olarak gördüğünü ifade etmiş;ama sureti şöyledir dememiştir.

*Soru:Madem,herşey bir kader defterinde yazılı ve herşey ona göre oluyor;o halde insanlar niçin cehenneme gidiyor?

Cevap:Evet herşey bir kader defterinde yazılı ve herşey ona göre oluyor;ama, kader defterinde yazılı olduğu için o şey olmuyor.

Mesela; Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa hem görüş alanı genişler hemde geleceği de bir manada görebilir.Bir meteoroloji uzmanı da uydudan gelen fotoğraflara bakarak bir manada geleceği görebilir.

Meteoroloji uzmanı, uydudan gelen fotoğraflara ve bilgilere bakarak, görüyor ki, Ülke”nin batısından yağmur bulutları geliyor. Bulutların hızını ve yönünü hesaplıyarak,hemen defterine şunları yazıyor ”yarın Ülke bulutlu ve yağışlı olacak”.

Bulutların gelmesine daha bir gün var.Bir gün sonra, Ülke bulutlu ve yağışlı olsa;

Soru: Acaba meteoroloji uzmanı bir gün önceden defterine,bu olayı yazdığı için mi olaylar oluyor?

Yoksa uzman olayları uydudan önceden gördü de mi yazdı?

Cevap;Uzman olayları uydudan önceden gördü de yazdı.

Yani;meteoroloji uzmanı; defterine yazdığı için olaylar olmamakta;fakat olayın öyle olacağını önceden uydudan,görüp, yazmıştır.

Mesela;Aklı başında bir adam, bir taksiye binse;taksiciye;”beni çabuk, şu dar, tali ve patika yoldan; şu diyara götür dese.

Taksici ise;nazik bir biçimde ona;“daha güvenli,doğru ve tehlikesiz, ana bir yoldan,seni daha rahat ve çabuk götürebilirim;hem dediğin yol tehlikeli,dar ve virajlıdır, o yolda başımıza bir kaza gelebilir”diye cevap verse.

Ve fakat o adam; taksiciyi zorlasa;  ve o tali, virajlı yolda,bir kaza olsa.

Soru:O adam;taksiciye; ”bak senin yüzünden başıma bu kaza geldi” diyebilir mi?

Cevap: Diyemez:Çünkü;kendisi tehlikeli yolu istemiştir.Ne zorla arabaya bindirilmiş, nede istemediği bir yoldan götürülmüştür.Hem taksiciyi, kendisi zorlamıştır.Hem taksici,gerekli uyarıyı da yapmıştır.Hem taksici işi gereği; görevini yerine getirmiştir.

Suç; götüren taksici de değil,tehlikeli yoldan ısrar ile gitmek isteyen; o adamdadır.

Ey inatçı,laftan anlamaz, kendini akıllı zanneden,akılsız adam; arabanın istihap haddini aşma, haddinden fazla yük yükleme; hem freni hemde kafanı patlatır; önce hastanede sonrada hapishanede gözünü açarsın. Hem kendine, hem başkasına, hemde milli servete zarar verirsin.

Hem;küçükler akıl baliğ olunca;yani farık ve mümeyyiz olunca,yani iyiyi kötüden fark etmeye başladıklarında; sorumlulukları başlar, amel defterleri açılır. Aklı olmayan deli ve mecnunlardan hesap sorulmaz. Zorla, cebren imzalatılan senet; hukuken geçerli de değildir.

Güç ve kuvvet yalnız Allah”tandır.Bunu; felçli hastalar veya eli ayağı uyuşan veya ayağına kramp giren veya rüyada üzerine karabasan çöken kişiler  daha iyi bilir.

Götüren Allah”tır, fakat tehlikeli yolda gitmek isteyen,insan suçludur.

Ey Aziz insan; yürüyormusun?yoksa;yürütülüyormusun? dikkat et.

*Soru:Dua nedir?Şartları nedir?Niçin her duamız kabul olmuyor?

Cevap:Dua manevi bir kalkan ve iki ucu keskin bir kılıçtır.Bu kılıcı ve kalkanı doğru ve dikkatli ve başkalarına ve kendinize, haksız yere zarar vermeden ve mahlukatın hayrına kullanmak gerektir.Hem duanın şartları vardır.Hem her duada mutlaka kabul edilir diye de bir şey yoktur.Fakat her duaya bir cevap vardır.Ya dua aynen kabul edilir veya sizin için hayırlı olmadığından kabul edilmez veya ahirete talik edilir,yani ahirette karşılığı verilir.

Mesela;bir çifçi, ürün almak için,evvela; toprağını nadasa koyacak,toprağını sürecek, tohumu dikecek,sulayacak,ilaçlayacak,hasat edecek vb. yani;cüz-i iradesini kullanarak, fiili dua edecek.

Sonra; küll-i irade sahibi olan, Allah”a;ürün vermesi için kavli,sözlü dua edecek. Çünkü bir afet gelir ürünü alıp götürebilir.

Mesela;Çekirge,kuraklık ve sel afeti gibi. Fiili ve kavli dualardan;yani şartlardan birinin eksik olması neticeye engeldir.

Önce devemizi sağlam bir kazığa bağlayıp fiili duamızı yaptıktan sonra; benim devem kaçmaz veya kaçamaz veya kaçırılamaz dememeli,kavli, sözlü duamızıda hiçbirzaman unutmamalıyız.

Devenin dizgini her zaman elinizde olmalı,gerektiğinde o dizgini gevşetmeli, gerektiğinde çekmeli; ama hiçbirzaman dizgini elden bırakılmamalı. Herzaman sürünün başında bir çoban olmalı, tedbiri hiçbirzaman elden bırakmamalı; sonra da; “görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler” diyip sabır ile beklemeli; bu kainatın da bir Sultanı ve sahibinin olduğu hiçbir zaman unutulmamalı.

Ey Aziz yolcu, elindeki torbayı, bindiğin geminin üzerine bırak, çünkü ayrıca elde taşıman ve kendine yük etmen hiç akıl karı değildir.

Gerekli iş,görev,vazife ve tedbirlerinizi aldıktan sonra da; benim gemimi hiçbir güç batırılamaz veya benim gemim, batmaz,batamaz diyerek, gururlanıp, Gayretullaha toslama.

Mesela;bir vakit Tıtanıc isminde, cesim, büyük, bir gemi yapılmış “bu gemiyi Allah bile batıramaz” diye iddia edilmiş.O gemi; daha ilk seferinde Allah”ın bir aysbergine toslamış ve  batmıştır.

Ey Aziz insan;sen bu kainatın Halifesi ve Sultanısın. Siz yaprak değilsiniz ki, rüzgar nereye savurursa oraya gidesiniz.O halde bir köle gibi değil, bir reis-i cumhur  gibi emir ve sorumluluk sahibi ol. Sana emanet olarak verilen mülkü ve tebanı ve aileni ve mevcudatı koru.Emanete hiyanetlik etme ve bilki onların her birinden,birgün mutlaka; bir bir hesaba çekileceksin.

Ayrıca; insanın cüz-i iradesinden başka kendisine ait  günahları ve borçları vardır. Sevaptaki hissesi ise pek azdır.Kötülükte ise tamamen kusur ve günah kendisine ve sebep olan iştirakçilerine aittir.

Ey Aziz insan;sen, kafa feneri hükmünde olan cüz-i aklın ile ancak dar, kısıtlı ve sınırlı bir alanı aydınlatabilirsin.Kendini bir güneş, zan ederek; her şeyi aydınlatamazsın.Hem güneş bile sadece dünyanın belli bir yüzünü ancak aydınlatabilmektedir.

Her şeye muhtaç olan birisinin,Samed olan Allah”ın  kapısını çalması doğru şeydir. Yanlış olan; kişinin hiçbirşeye muhtaç olmadığını zannetmesi ve dua etmemesidir.

*Soru :Din nedir?Zaten bu din değilmi afyon gibi bizi uyuttu?İlerlememize ve yükselmemize  mani oldu!Zaten bütün savaşlarda din yüzünden çıkmadı mı?

Cevab:Din;Hayatın,hayatıdır.Din; Medeniyetin ve insanlığın maddeten ve manen yükselmesini, daha iyiye ve ileri gitmesini savunur. İslam dini;bir lokma bir hırka felsefesine,kölelik ve kast sistemine  karşıdır.Hem savaş esiri;köle değildir. Yarın ölecekmiş gibi, ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya teşvik eder. İki günü aynı olan ziyandadır, Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir.

Haksız yere bir insanı kasten öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Mesala; öldürülen o kişi ihtimal dahilindedir ki, insanlığı kurtaracak bir buluşa imza atabilir. Veya ; bir kişinin katli, öldürülmesi, bir dünya savaşına sebep olabilir.

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz.Yıkıcı değil, yapıcı olunuz. Alan el değil, veren el olunuz.Cüz-i bir şer için,küll-i bir Hayrı terk etmeyiniz. Mesela;kangren  olmuş bir kolu kaybetmemek için kolu kesmez iseniz, o Aziz insanıda kaybedersiniz. Aynen bunun gibi; dünyadaki iyiliklere vesile olup kötülüklere mani olmaz iseniz;yani Allah”ın emir ve yasaklarına uymaz iseniz; bu Aziz dünyayı da kaybedersiniz. 

Hayırda yarışınız.Anne ve babaya;sizleri kötülüğe zorlamadıkları sürece itaat ediniz. Yakınları, yetimleri, kimsesizleri, yaşlıları, yolcuları, hastaları, komşuları, küçükleri, zorda ve çaresiz durumdaki borçluları, talebeleri, bekarları,dulları,masumları,mecnunları,savaş esirlerini, vs.gözetiniz.

Tek İlah vardır. O, İlahın adı Allah”dır.

Allah”ın emir ve yasaklarına kesinlikle,kat”a ve asla karşı gelmeyiniz.Şeytan”ın, tek bir emre karşı geldiğinden dolayı düştüğü durumdan ders çıkarınız.

Zerrece Allah”a imanı olan herkes; hesaptan sonra cennete girecektir. 

İslam dininin; Peygamberi, Hz.Muhammed”tir,Kitabı Kuran-ı Kerim”dir. Bir Müslüman; hem İncile, hem Hz.İsa peygambere; hem,Tevrata,hem Hz.Musa peygambere; hem Zebur”a, hem Hz.Davud peygambere; yani tüm orjinal semavi kitap ve peygamberlere zaten iman ettiği için; din değiştirmesi, hiçmi hiç akıl karı değildir.

Ey ehl-i kitab; birbirinizle mücadele etmek yerine; tüm insanlığın ve mahlukatın; şeytanın ve deccalin hile ve desiseleri ile, içine düştüğü sıkıntı ve belalardan kurtulması için çalışmak ve ittifak etmek  daha akıllıca olsa gerektir.

*Soru:Allah”ın benim namazıma ne ihtiyacı var?  “Lailaheillallah” ne demektir? Herşey nasıl Allah”ı zikredebilir?

Cevap:Bir kişinin, Allah”ın benim namazıma ihtiyacı yoktur, demesi; hasta birisinin, doktara“ey doktor senin ilaca ne ihtiyacın var demesine benzer ki, Allah”ın bizim beş vakit namazımıza ve zikrimize elbetteki ihtiyacı yoktur,bizim namaza ve zikre evleviyetle ihtiyacımız vardır.Hem namaz dinin direği,müminin miracıdır.Hem namazı dosdoğru ihlaslı ve usulüne göre kılmak gerektir.Hem; Allah emrettiği için namaz kılınır; birinin şerrinden korkup namaz kılmamakta olmaz.Hem ameller niyetlerine göredir.

Bedenin havaya,suya,gıdaya ve ısıya ihtiyacı olduğu gibi, ruhunda manevi gıdaya ihtiyacı vardır ki o gıdalardan en önemlisi ve bir tanesi;namaz ve zikirlerin en eftali olan, “Allah”tan başka İlah yoktur” demek olan ve muhabbetullaha vesile olan,kelime-i Tevhidtir.Yani “La ilaheillallah” kelimesidir.

Her zaman az;yemek,konuşmak,uyumak;yani,her zaman;helal lokma yemek, hikmetli konuşmak,fazla uyumamak ve daima “La ilaheillallah” diyerek,zikr ederek; kainata meydan okuyacak cesareti benliğinizde hissetmek,Allah”tan korkmak ,her şeyin Allah”ın tasarrufunda olduğunu, ilmel yakin bilmek,aynel yakin görmek ve hakkal yakin yaşamak, muhabbetullahın verdiği; o manevi zevk ile huzur bulup, mutmain olmaktır.

Ayrıca;Allah”ın Kitabı olan Kuran”ı çok okumak ve özellikle kendi asrınıza hitap eden, lafzi ve özellikle manevi tefsirleri iyi tetkik etmek, doğru anlamak ve ihlas ile amel etmek ve huşu içinde namaz kılıp, huzur ve emniyet bulmak,ruhen bir manada miraca çıkmak, dünyanın ağır yükünü her beş vakitte yere koyup, güzel bir nefes almaktır.Hem Kuran-ı Kerim”i sadece okumak,dinlemek; manasını anlamasanız bile insana huzur verir, aynen; ilaçın terkibini ve formülünü bilmeseniz bile şifaya vesile olduğu gibi. Ama; gerçek, doğru ve hakiki manasını bilmek, emir ve yasaklara kat”i uymak ve ihlas ile uygulamak  gerektir.

İnsanlar her nefes verişte bilmeden,gayri ihtiyari “Hu” derler.Hu ,Allah demektir.

Aslında her şey kendi lisanı ile Allah”ı anmaktadır. İnsanın bu dünyaya  gelmesinin ve gönderilmesinin sebebi ve hikmeti; Allah”ı tanımak, O”na  dua,sena ve ibadet etmek; kendi nefsine ve mahlukata ise;daima şefkat ve yardım etmektir.

Sadece Allah”a secde etmek;ama mahlukata ise hiçbir zaman secde etmemek ve başı daima dik tutmaktır ki;buna İzzet denir. Allah”a diklenmeye ise enaniyet denir ki;bu kibirdir ;şeytan ise bu yüzden huzur-u Hak divanından; Haklı ve geçerli bir neden ile kovulmuştur.

Mesela;bir askerin; komutanına diklenmesi gibi.Komutanın emirlerine; hiçbirzaman diklenmemek ve olumsuz karşılık vermemek gerektir. Komutan; ”hiçbirzaman gayri ahlaki emirler vermez, askerini küçük düşürmez, rencide etmez veya suiniyetli olarak askerinin hayatını tehlikeye atmaz”;bilakis, emre itaat edip etmediğini öğrenmek ister. Hem iyi bir komutan; ordusunu ve askerini; ezmez ve ezdirmez ve daima onu korur. Hem seni savaş düzenine göre eğitir.Mesela;sürünmeyi usulüne göre iyi öğrenmek; savaşta hayatını kurtaracaktır. Hem askerlikte küskünlük ve düşmanlık olmaz. Hem savaşta; komutanın bütün emirlerini dinlemek ve mutlak itaat etmek gerektir.

Mesela;Uhud savaşında Hz.Muhammed peygamber  emir verdiği ve sıkı sıkıya  tenbihlediği halde; askerler bulundukları mevzileri terk etmişler, savaş kazanmış iken; birden savaş tersine dönmüş ve savaş kaybedilmiştir. Hem sahabilerden Hz.Halid bin Velid girdiği hiçbir savaşı kaybetmemiş ve Ahirzaman peygamberini bile bu savaşta yenmiştir.Hem; savaş akıl ve cesaret işidir.Hem bu savaşta Hz.Muhammed peygamber bizzat muharebeye katılmış; dişi kırılmış,emre itaatsizliğin nasıl bir netice verdiği iyi anlaşılmıştır.Hem Adetullaha;yani Allah”ın emirlerine, mutlak uymak ve itaat etmek gerektir.

Hem asker ocağı,Peygamber ocağıdır. Hem o ocakta enaniyet olmaz ve olamaz. Hem Mehmetçik; o ocağın bir neferi ve direğidir.Hem” o rütbesiz Mehmetçiği” de sakın sakın hafife alma.Hem bir dünya savaşını bir onbaşının çıkardığını ve dünyayı zirüzeber eteğini de unutma. Hem Mehmetçiğin postallarının uygun adımda;Allah”ı “Rab,Rab,Rab” diye zikrettiğine de dikkat et. 

*Soru:Tenasüh fikrine  ne diyorsun?

Cevap:İslamiyet; Tenasüh fikrine karşıdır.Yani ölen bir kişi, başka bir şeyin suretine girerek hayatını devam ettirmez.Ölen kişinin ruhu berzah elemine gider. Mesela; insanlık tarihi yedibin yıl olduğunu ve ortalama bir ömründe yüz sene olduğunu farz etsek, yetmiş defa bu dünyaya gelip gitmemiz gerekirken; değil yetmişini,birini bile hatırlayamamamız bizim çok unutkan veya akılsız olduğumuzun değil, tenasüh fikrinin doğru olmadığını gösterir.

Delil ise; Mirac hadisesi ile ahireti,cenneti,cehennemi gören ve Ruyetullah”a mahzar ve şahid olan ve Ululazm bir peygamber olan; Hz.Muhammed”in beyanı ve Allah”ın kitabı olan;Kuran-ı Kerim”in yazılı ve aşikar olan ayetleridir. 
                                               
*Soru:Mirac hadisesinde kısaca ne olmuştur?

Cevab:Mirac hadisesinde, bizzat Hz.Muhammed peygamber; çok kısa bir zaman zarfında; refref”e binip, sidret-ül münteha makamına yükselip; geçmişi, geleceği, cenneti, cehennemi ve kainatın yaratıcısını görmüş; Allah”ı; gidip de gören mi var? veya Ahirete gidipte dönen mi var? Sorularını da cevapsız bırakmamıştır.

*Soru: Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok iş nasıl yapılır,bu kadar hız nasıl olur?Benim aklım almıyor!

Cevap:Mesela;bir elektronik saat düşünelim.Bir saat zarfında;saati gösteren rakam bir defa atarsa, dakikayı gösteren rakam 60 defa atar,saniyeyi gösteren 3600 defa atar.Bir mekanik saatte ise; bir saat zarfında yelkovanın aldığı mesafe; akrebin aldığı mesafenin 12 katıdır. Hız arttıkça;aynı zaman biriminde, daha çok  hareket yapılmaktadır. Bunu kronometrede daha bariz bir şekilde görebiliriz. Beyin ve hafıza hızı ile sizin bir ömürde ancak çözebileceğiniz bir problemi, bir başkası kısa bir sürede çözebilir.

Mesela; koca bir kütlesi olan dünyamızı,vasıtasız ve saniyede otuz kilometre gibi çok süratli bir hızla, hem kendi ekseninde hemde güneşin çevresinde hiçbir şeye dayanmadan, direksiz, bir topaç  ve mevlevi gibi döndüren Allah; sevgili bir peygamberini Miraç hadisesinde;elbette ve evleviyetle daha hızlı ve kısa bir sürede götürmeye ve geri getirmeye Muktedirdir.

Mesela;bazen 10 dakikalık  bir rüyada; bir günde yapamayacağınız  çok işleri kısa bir sürede; rüyada yapmanız gibi.

*Soru:Allah bize çok yakın, ama biz ona çok uzağız,diyorlar;bu nasıl birşeydir?

Cevap:Mesela;Güneş bize ışık ve ısısı ile çok yakındır,biz ise güneşe zatı; bakımından, çok uzağız. Ayna,teleskop,büyüteç vasıtasıyla,güneşin özelliklerini bir manada anlayabiliriz. Ancak;bir uzay; aracı ile  de; Allah”ın Nur isminin; mazharı olan ve muallakta direksiz durdurulan; şemsin yani güneşin; gerçek mahiyetini ibret ile temaşa edip,Allah”ın; Azametini ve Kudretini görebiliriz.

*Soru:Allah; bir iken nasıl aynı anda birçok yerde hazır olabilir?

Cevap: Mesela;birçok aynayı,birçok farklı yerlere koyup yüzlerini tek bir güneşe çevirdiğimiz zaman, her bir aynada güneşin aynı timsalini görebiliriz. Güneş bir iken birçok yerde ayna vasıtası ile ve  timsali ile;heryerde hazır ve nazırdır. Fakat aslı,yani zatı; o yerde değildir.Hem Allah; zamandan ve mekandan münezzehdir.Hem, mahlukat; değil zatına, zatının tek bir tecellisine bile dayanamaz.

Mesela;Hz.Musa peygamberin Tur dağında, Allah”ın zatını görmek istemesi ve fakat Tur dağının tek bir tecellisine bile dayanamadan paramparça olması ve Ululazm bir peygamberin bu tecellinin mahafetinden dayanamayıp korkup bayılması gibi. Ey aziz insan;Allah”tan kork ve titre.Mercimek büyüklüğündeki hafızana ve Azraili gördüğünde patlayan ödüne, fazla güvenme.

Mesela; herbir televizyondan,aynı anda,birçok farklı yerlerden aynı görüntünün ve sesin herkes tarafından izlenebilmesi,dinlenebilmesi  gibi.

Mesela;Hz.Süleyman peygamber zamanındaki bir tahtın, ilim sahibi birisi tarafından, çok uzak bir diyardan, bir anda, hazır ve nazır  ve nakl edilmesi; maddenin naklinin mümkün ve imkan dahilinde olduğunun ve Azrail”in aynı anda,birçok yerde,birçok insanın ruhlarını kabzetmesi de bunun bir kanıtıdır.

*Soru:Bir konuda ihtilaf var ise nasıl çözülür?

Cevap:Evvela; Allah”ın  orjinal kitabı olan Kuran-ı Kerim”e müracaat ediniz; yoksa peygambere ve sünnetlerine müracaat ediniz; yoksa bilginlere ve yazdıkları eserlere ve içtihatlarına müracaat ediniz; yoksa kendi aklınıza müracaat ediniz. Kesinlikle şeytana ve nefsinize müracaat etmeyiniz.

Elbette ki;Allah”ın kitabı;bir tıb veya cebir kitabı değildir.Fakat hiç tıbtan ve cebirden bahsetmiyor da değildir.Peygamber;tıp doktoru değildir,ama tedavi ettiği hastalarda olmamış değildir.Hiçbir peygamber; ben her şeyi bilirim demez.Allah bildirmedikçe hiç kimse bir şey bilemez.

Fakat bir peygamber herhangi bir kişide değildir.Sen bir zerre isen;o bir güneştir.Sakın,sakın;çoban olması seni asla yanıltmasın.

Mesela;Ululazm bir peygamber olan Hz.İsa”nın;ölüleri diriltmesi, mucizesine; daha tıp ilmi yetişememiştir.Sakın yanlış anlama; yetişemez demiyoruz, haydi tıp alimleri sizde buna yetişebilirseniz,yetişin diyoruz, yeni keşiflere koşun diyoruz.

İlim adamlarının fikirlerine ve eserlerinede ihtiyaç yoktur demek yanlış olur. Kendi aklınızı kullanmamak da hiç akıl karı değildir. İş ehline verilmelidir. Hasta olduğunuz zaman; hastahaneye,okuma yazma öğrenmek için; okula, Hakkınızı aramak için; Adliyeye gitmek gerektir.

*Soru:Hakikatlere ve Hak”ka ulaşmak için; Veya sevgiliye ve arzularınıza uluşamadığınız için; dünyaya  küsmek ve dünyayı terk etmek mi gerekir!                                     

Cevap:Kendinize yapılmasını arzu etmediğiniz bir şeyi ,birbaşkası içinde arzu etmeyiniz.Çok arzu ettiğiniz bir şeyi elde edemediğiniz için de dünyaya küsmeyiniz. Sizin;iyi ve güzel diye bildiğiniz;aslında kendiniz için şer;şer olarak bildiğiniz de kendiniz için; iyi ve güzel olabilir.Çünkü siz;kalbleri ve gönülleri ve gaybı bilemezsiniz.Mesela;şeker iyidir,güzeldir;ama şeker hastaları için iyi ve güzel  olmayabilir.

Mesela;sizin beğendiğiniz ve hoşlandığınız birisi;sizden hoşlanmayabilir veya sizden hoşlanan birisinden de siz;hoşlanmayabilirsiniz.Hem eş seçiminde; eşlerin birbirine denk olmasına,birbirlerinden hoşnut olmasına,zorluk çıkarılmamasına,tarafların rızalarının olmasına,eşlerin güzel ahlaklı olmasına ve akid yapılmasına dikkat edilmelidir. Ebeveynlerin ve büyüklerin; duaları ve gönülleri ve rızalarının alınması da güzel bir şeydir.Hem evlilikte de keramet vardır.Hem kaçırmak olmaz.Hem eşe;cebir ve şiddet de olmaz.

Ey Aziz insan;helal şekilde; Çalışınız,üretiniz,kazanınız,yiyiniz,dağıtınız.Ama israf etmeyiniz. Kara günler, yaşlılığınız ve ahiret  içinde,azık ayırınız. İlmin, malın ve kuvvetin önemini fark ediniz.Bunları insanlığın hayrı için ve helal bir şekilde kullanınız.

Dünyayı  bütün bütün terk etmeyiniz.Yani dünyayı kesben değil;kalben terk ediniz. Yani;hiç ölmiyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışınız.Bazen inzivaya çekilmek gerekse bile bunu devamlı hale getirmeyiniz. Mesela; Hz.İdris peygamber;terzi, Hz.İsa peygamber; marangoz, Hz.Davut peygamber; kral,Hz. Muhammed peygamber;çoban vs. idiler. Dünyayı ve dini; terk etmediler. Peygamberlik vazifelerini ücret almadan yaptılar, hayatlarını idame ettirmek içinde çalıştılar.Çoban oldukları için gocunmadılar,kral oldukları içinde; böbürlenmediler.

Evet tek koltukta iki karpuz gitmez ama iki koltukta iki karpuz gider.Kuş gibi uçabilmek için,çift kanatlı olunuz yani,hem maddi hemde manevi hayatınız için çalışınız.Her ikisinide birlikte orantılı şekilde götürünüz.İfrat ve tefritten kaçınınız.Namerte muhtaç olmamak için çok çalışınız.Yani Hz.Süleyman peygamber gibi hem bir kral,hemde aynı zamanda bir yol gösterici olunuz.

*Soru:Yerine ve zamanına ve makamına göre akıllıca hareket etmek ne demektir? Mütevazı olmak ne demektir?

Cevap:Mesela;ileriden bir aslan geldiğini gördüğünüzde hemen tedbirinizi alınız.Aslan bana bir şey yapamaz, oda Allah”ın bir mahluku, her şey Allah”ın tasarrufunda, Allah istemese hiçbirşey olmaz diyip, okşamaya kalkmayınız. Çünkü sizde olan bu imanı; aklı  ve temyiz kudreti olmayan Aslan”dan da beklemek; hiç akıl karı değildir. Aslana et,ata ot vermek; aslan,kaplan,ayı ejderha,yılan,kurd gibi Allah”ın ciddi ve vahşi mahlukatına ise hiç şaka yapmamak gerektir.

Mesela; bir asker görevde ve savaşta;karada aslan ve havada kartal,suda kılıç balığı gibi; Azametli, heybetli, cesur,atik, güçlü,silahlı, korkusuz ve Celal sahibi olmalı. Ama evine geldiğinde ise; Cemal sahibi olmalı, çocuğuna karşı şefkatli, ve eşine karşıda nazik ve hürmetli olmalıdır.

Kişi; kendi gözlüğünün rengi ile olayları renklendirmemeli,karşı tarafı ve üçüncü şahısların fikirlerini ve nasihatlerini ve şahitlerin beyanlarını dinlemeli. Bir bilene sorup istişare etmeli. Bilirkişiden rapor almalı. Mümkünse olay yerine gidip, keşif yapmalı. Tüm delilleri topladıktan sonra; Adaletli, doğru hakkaniyete uygun bir hüküm verilmelidir. Gerçeği ve maddi hakikatı bulmaya çalışmalı,zandan ve suiniyetten sakınmalı.Hemen;karar verip; münakaşaya, hakarete,taarruza,kavgaya ve savaşa girişmemeli. Acaba ben mi renk körüyüm diye de bir doktora gitmeyi ihmal etmemelidir.

Mesela;Siyah gözlüğünüz ile; kızıl bir elmayı, siyah görmeniz normaldir. Akıllı kişi odur ki;o siyah, yani; enaniyet gözlüğünü bırakıp, olaylara şeffaf bir göz ile bakmalı. Kendinizi; karşınızdaki sahsın yerine koyup, ”acaba aynı hareket bana yapılsaydı,ben ne yapardım”diye düşünmeli. Güçlüden değil,Hak”tan ve haklıdan yana olmalıdır. Bazen  susmalı, bazen büyüklük gösterip bazı şeyleri görmezlikten gelmelidir.   

Mesela;her dediğiniz doğru olmalı ama her doğruyu söylemekte doğru değildir. Karı kocanın arasını düzeltmek için,bir can kurtarmak için veya savaş halinde her doğruyu söylemek doğru değildir.Yalana da hiçbir cevaz yoktur.O halde susmak en doğru bir iş olsa gerektir.

Bindiğiniz dalı kesmeyiniz, bindiğiniz gemiyi batırmaya çalışmayınız, ekmeğini yediğiniz yere hainlik etmeyiniz.Yoksa;pirinci kurtarayım derken,evdeki bulgurdan da olabilirsiniz.

Ve ummadığın ve ihtimal bile vermediğin bir taşın;başını yarması ve seni kahretmesi de imkan dahilindedir.

Mesela; İlahlık iddiasında bulunan ve Hz.İbrahim peygamberi Urfa şehrinde ateşe atan, Nemrudu; kahreden şey; kör ve topal ve hasta bir sivrisinek tarafından öldürüleceğini kahinlerinden öğrenmesi idi.

O sivrisinek,Allah”a;”Allah”ım beni niçin yarattın” diye sitem etmiş ve o çilekeş sineğine; cevaben, Allah; ”nemrud”u öldürmen için yarattım “diye ilham edip, taltif edip, memnun etmiş  ve gönlünü almıştır. Nemrud; sarayının tüm pencere ve kapılarını kapattırmış ama İlahlık iddiasında ki Nemrut; anahtar ve burun deliğini kapamayı unutmuştur.

Ve en büyük savaşın;evvelemirde,nefsiniz ve şeytanınız ile olan; imanı kazanmak veya kaybetmek, savaşı olduğunu da unutmayınız.

Bu büyük savaşı kazandıktan sonra, dünyadaki diğer haksız savaşlara nasıl mani oluruz diye düşünmek ve engel olmak gerektir.

Haksız olarak  saldırmayınız.Savaş haklı bir nedene dayanmalı;had aşılmamalı ve zulüm olmamalıdır.Mesela;bir köyde bir masum,bin zalim dahi olsa;o köy yakılamaz. İlla ki;o masuma zarar vermemek gerektir.Hem savaşta;  çocuklara, yaşlılara, delilere,hamilelere,fiilen savaşma kabiliyeti olmayanlara vs.iyi davranmak;esir ve yaralıları gözetmek gerektir.

Şayet size saldırı olursa da;meşru mudafa hakkınız kullanarak kendinizi savunun ve onlarla savaşın. Bunun içinde hazırlıklı,tedarikli ve tedbirli olun.Caydırıcı silahınızın ve ordunuzun olduğunuzu bilen düşman;size saldırmak için kara kara düşünecektir.Hem;akşam rahat ve huzurlu yatmanızı;ordunuza ve polisinize ve silahlarınıza vs. borçlu olduğunuzu da unutmayınız.Sakın sakın;tahta silahlar ile;devlet kurmaya, kurtarmaya veya yıkmaya da kalkışmayınız.Savaş sanatını da; peygamber ocağında iyi öğreniniz.

Savaşa mani olmak;savaşmaktan daha akıllıca bir iş olsa gerektir. 

Ey; bu dünya gemisinde misafir olan Aziz insanlar ve cinler; dünyanın kıyametine çalışmayınız. Daha iyi ve daha güzel bir hayat ve dünya için çalışınız.

Mütevazı olmak;dilencilik yapmak veya kendini hakir göstermek veya işini bırakıp daha kötü bir duruma düşmek  değildir.Her zaman daha iyi nasıl olur diye düşünmeli ve çalışmalı ve yükselmeli; makam ve mevkinizi ve mevzinizi  hiçbirzaman düşmana teslim etmemeli. Herzaman uyanık ve tetikte olmalı. Milli servetleri; satarak değil;üreterek ve çok çalışarak ; zenginleşmeli.

Kalem sahibi bilginlere,kılıç sahibi askerlere ve  ululemre; Haktan ve hakikattan ve adaletten ayrılmadıkları sürece hürmet ve itaat ediniz.

İşinizi ehil kişilere yaptırınız.Yöneticilerinizi ehil kişilerden seçiniz. İşinizi tam ve eksiksiz yapınız. Mesela;arabanızı iyi bir ustaya yaptırınız.Yani ustanın maharetine bakınız; yoksa ustanın gözünün ve teninin rengine, cinsiyetine vb. bakmayınız.

İnsanların; aslında  Hz.Adem ve Hz.Havva”dan geldiğini düşünerek, uzaktan da olsa  akraba ve kardeş olduklarını; Allah nazarında herkesin eşit olduğunu ve hiç kimseye iltimas geçilmeyeceğini,eninde sonunda; zerrece hayır işleyene mükafatının verileceğini, zerre miktar şer işleyene de cezasının verileceğini biliniz.

*Soru:Sıhhat nedir?Gerçek zenginlik nedir?İslamiyet nedir?İman nedir?Müflis ve yiğit kime derler?

Cevap:Sofradan istekli kalkınız.Yani doymadan kalkınız.Haddinden fazla yemek, hem sıhhati bozar hemde yattığınızda karabasana davetiye çıkarırsınız.Tıbbın piri, İbn-i Sina “sıhhat az yemektir” demiştir.

Evet,evet;gerçek zenginlik;bedenin, sıhhatı ve ruhun, huzurudur.Huzur ise imandadır. İslamiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır;iman ise,Hak”kı kabul ve tasdiktir.Hem İslam;güzel ahlaktır.İman; tahkiki ise daha güzeldir. Gerçek  müflis;hesap günü günahları altında ezilen kişidir.Gerçek yiğit;hasmını yenebilecek durumda iken;öfkesine sahib olan ,zayıf ve küçükleri; garip ve kimsesizleri kollayan ve koruyan kişidir.

*Soru:Bir kazayı veya zulmü gördüğümüzde ne yapmalıyız?

Cevap: Evvela;devletinizin yetkili mercilerine bildiriniz, gecikmesinde telafisi mümkün olmayacak neticeler hasıl olacaksa, mümkünse hemen elinizle düzeltmeye çalışınız, yoksa dilinizle düzeltmeye çalışınız,yoksa en azından o zulmü yapan, o zalimi  Allah”a havale ediniz. Bunu da yapmıyor iseniz belaların gelmesini bekleyiniz.Bana ilişmeyen, dokunmayan yılan; bin yaşasın demeyiniz. Hem; o yılan, birgün mutlaka başınıza bela olacaktır.

*Soru:Biz gençlere  ne tavsiye edersin?Bataklığa düşmüş insanları; kim, nezaman, nasıl kurtaracak?

Cevap:Ey gençler kendinize uygun,münasip bir iş ve eş bulmak için çalışınız. Yoksa oruç tutunuz.Oruç ve evlilik nefsi dizginlediği gibi, şehveti söndürür. Batakhanelerin kapısına kepenk vurur. Zina hoş görülemez. Hiçbir ehl-i namus hatta en serseri bir kişide eşinin zina yapmasına razı olmaz olamaz. Bataklıkları ve batakhaneleri kurutmak gerektir.Çünkü mikrop ve hastalık yayarlar. Mesela; sıtma ve aıds gibi.

Ey şeytanın ve deccalin bataklığa düşmüş ve düşürülmüş Aziz insan, elbet birgün senin feryadını işiten bir civanmert yiğit, çıkacak;  seni ve tüm insanlığı,  şeytanın ve deccalin o pis bataklığından kurtaracaktır.

O yiğit neden sen olmayasın, Nemrudu öldüren; kör,topal,hasta bir sivrisinekten veya Hz.İbrahim peygamber için  yakılan ateşi söndürmek için gelen küçücük bir karıncadan daha mı acizsin!Yoksa sende Mehdi”yimi bekliyorsun.Niçin sen Mehdi veya Mehdi misal; yani Mehdi gibi olmayasın,sana Mani olan mı var,yoksa olamazsın diyen mi var, yoksa senin için ayrıca bir ayetin mi inmesini bekliyorsun.

Ey aziz insan;Hz.Adem peygamber soyundan geldiğini hiçbir zaman unutma. Hem sen hiç hafife alınacak bir şey de değilsin.Sen bu kainatın halifesi ve sultanısın.

Haydi işverenler;sizlere çok iş düşmektedir.Bir kişiye iş vermek;o kişiyi bataklıktan çıkarmak veya bataklığa düşmeye engel olmak demektir.Ey zenginler; malınızın kırkta birini bile yatırıma yönlendirseniz;dünyada işsiz kalmayacaktır.Hem büyüklük ve İzzet vermekle olur.

Haydi görevliler,yetkililer,ahlak zabıtaları vs.; insanlar size güvenmekte ırz ve namuslarını, can ve mal güvenliklerini size emanet etmektedirler.  Görevinizi eksiksiz yapınız. Aldığınız maaşı Hak edip; sonrada afiyetle yiyiniz.

Mesela; bir kişi boğuluyor,sende yüzme biliyor isen,hemen o kişiyi kurtar. Sonrada devletinizin yetkili mercilerine haber ver diyoruz.”Yok benim görevim ve işim bu kişiyi kurtarmak değildir” deme diyoruz.Bu çilekeş ve vefalı dünyamıza; bir küçücük bir fidan, bir ağaçta sen dik diyoruz.

Mesela;İslam peygamberi,Hz.Muhammed ;aileleri tarafından diri diri mezara gömülen kız çocuklarını gömülmekten ve bir mal gibi alınıp satılan kadınları ve gençleri, batakhanelerden; faiz yüzünden perişan olan borçlularıda, faiz bataklığından kurtarmış, faizi de kaldırmıştır.

Hem kafanızı kuma sokarak veya pembe gözlük takarak gerçeklerden kaçamassınız ve kendinizi ve başkalarınıda aldatamazsınız.

Mesela;bugün bile kredi faizi yüzünden çok aileler, toplumlar hatta devletler perişan olmakta, yuvalar yıkılmaktadır.Hem kredi kartım var;Allah”a ihtiyacım kalmadı diye sevinen; sonrada faiz batağına düşünce “Aman Ya Rabbi” diyen sen değilmisin! Evet,evet;zaruri ihtiyaçlar için harcama yapmak, iktisat etmek, ısraf etmemek,çok çalışmak,alacaklı ile anlaşmak, helalleşmek, bir daha faize; tövbe etmek gerektir.

Yanlış anlama;biz kanunları çiğne, adaleti sen yerine getir demiyoruz veya görevlileri eleştirmiyoruz. Belki biz;adaleti ve görevini yerine getirmeye çalışanlara yardımcı ol;uyuma, dikkatli ve tedbirli ve uyanık ol diyoruz.

Ey insanlar ve cinler;şeytanın ve deccalin;sizin maddeten ve manen yükselmenize mani olan gizli,maddi ve manevi zincirleri kırarak, özgürlüğünüze kavuşunuz;makus talihinizi değiştiriniz, hertürlü köleliğe ve zulme son veriniz.

*Soru:Bütün ihtilal ve devrimlerin sebebi nedir?Ne yapmalı?

Cevap:Şeytanın ve deccalin;dünyayı fesada veren ve çoğu ihtilallerin ve devrimlerin sebebi olan ve insanlar için dünyayı cehenneme çeviren,”sen çalış ben yiyeyim ve ben tok olayım başkası açlıktan ölsün bana ne” düşüncesini, ortadan kaldırmak ve sosyal; refah ve eşitlik ve adalet ve huzur için çalışmak, insanlığa yapılacak en büyük hayırlardan biri olsa gerektir.

Emek ve sermaye; aralarına uzlaştırıcı, aklı da alarak, sulh içinde ve refah içinde yaşamalı, taraflarda suiniyet ve angarya olmamalıdır.

Mesela, bina yapacak sermayesi olmayan fakir bir kişinin barakasını, zengin müteahhide verip onunla Hakkaniyet ile anlaşıp refaha ve zenginliğe kavuşması; Mesela; yarıcılık,kooperatifçilik, imece vs. akıllıca bir işdir.Emek,sermaye ve akıl birleşmeli, çatışmamalı ve çatıştırılmamalıdır.Yıkıcı değil,yapıcı olmalı.

Zenginliğe ve zenginlere değil;zenginliğin topluma yansıtılmamasına, sömürüye,gelir adaletsizliğine, bencilliğe,suiniyete, haksızlıklara, zulme şeytanın üstünlük taslayan kibrine ve kendisini efendi, başkasını köle kabul eden batıl ve yanlış fikre karşı olmak gerektir.

Ey, sermaye sahipleri;dünyanın ve kendi ulusunuzun ve vatanınızın istikbalini gözeterek, daima yatırıma ve üretime ve istihdama çalışınız. Parayı haps etmeyiniz. Gelir dağılımına dikkat ediniz. İşçileri bir köle gibi,kullanmaya kalkmayınız. İşçide; işverenin, iyiniyetini suistimal etmemelidir.

Aziz insanlar size iş veren;işvereninize hürmet ediniz.Çünkü;çalışma karşılığında aldığınız ücret ile; imanınızı ve namusunuzu muhafaza ettiğinizi unutmayınız.İşveren de; çalıştırdığı kişileri kollamalı ve korumalı;suiniyetli kişilere hiçbir zaman fırsat vermemelidir.

Medeniyetin tekamülü ile; kölelik devri kapanmış.Hürriyet,eşitlik ve malikiyet devrine girilmiştir. Kast sistemi de fıtrata aykırıdır.

Hem;devrim;akıllarda ve gönüllerde olmalı;zülüm,kargaşa ve anarşiye sebep olmamalı; bilakis daha iyiye,daha güzele,daha doğruya vesile olmalı,fakirler ve toplum bundan zarar görmemelidir. Mesela; Hz.Muhammed peygamberin ilelebed faizi ve kan davalarını ve batakhaneleri ve içkiyi ve kumarı vs. kaldırması büyük bir devrimdir. Hem bu devrimler de her babayiğidin harcı değildir.Sakın yanlış anlama; devrimcilik; yakıp yıkma değildir.Hem yapmak; yıkmaktan daha zordur.

Mesela; bir ev ancak,bir ayda yapılabilse bile; bir günde yıkılabilir. Hem; yıkıcı değil;yapıcı, Adil, tedbirli, akıllı,doğru ve iyiniyetli olmak gerektir. Hem emeller; niyetlere göredir.Sakın yanlış anlama;yıkılma tehlikesi olan ve tamiri mümkün olmayan binaları da usulüne uygun ve insanlara  ve topluma  zarar vermeyecek bir şekilde yıkmak;yerine daha; güzel ve sağlam ve kullanışlı bir bina yapmak gerektir.

Kendinden aşağı gördüğün ve küçümsediğin başka milletleri ve ırkları asıp kesmek ve medeniyeti yıkmak, masumları öldürmek ile kendi milletine hizmet ettiğinimi zannediyorsun.Hem kendi ırkının ve milletinin; diğer milletlerden üstün olduğunu nereden çıkarıyorsun.

Ey;saf arkadaş;sen Hak din ile dini taassubu;Hak ile batılı;doğru ile yanlışı; birbirine karıştırmışsın.Hurafeleri ise din zannediyorsun.Bak Fatih Sultan Mehmet ne yapmış.19 yaşında çağ açıp,çağ kapamış.En ileri topları döktürmüş. Karadan gemileri aşırmış.Sen ise aklını; başkalarının eline vermişsin. Saflığından faydalanıyorlar ve kullanıyorlar farkında değilsin.Sakın yanlış anlama bizim hakiki dindarlara sözümüz yoktur.

Ey;Aziz arkadaş,nehrin bir bölümünde dik ve tehlikeli ve yüksek çağlayan ve şelale var ise;sen kurtulmak için;suyun ters istikametine yüz hem kayalıklara da dikkat et;şayet yüzme bilmiyor isen kolluk tak,başkalarının sana gülmesine ve seni kınamasına da kulak asma.Her zaman tedbirli ol.Herkes kendisini damdan atıyor  diye kendini sakın sakın damdan atmaya kalkma.Hem işini; ihmal etme ve şansa da bırakma.

Herkese;fırsat eşitliği sağlanarak,terakkinin ve yükselmenin önü açılmalı. Görev; Hak edene ve ehil kişilere verilmeli, iltimas ve kayırma olmamalıdır. Fakirlik ve kölelik bir kader olmaktan çıkartılmalı, daima; çalışmalı, üretmeli, kazanmalı,yemeli,dağıtmalı maddeten ve manen yükselmelidir.

*Soru:Şeytan kimdir,amacı nedir?İnsan;şeytandan üstünmüdür?

Cevap:Şeytan”ın aslı cin olup ateşten yaratılmıştır.İnsanın apaçık, bir düşmanıdır. Mahlukatı, Allah”a düşman etmek için fırsat kollar. Bu hayatı insanlar için cehenneme çevirmeye çalışır.

İnsan,  şeytan”dan herbakımdan üstündür.Hem insan;mahlükatın en eşrefidir.Mesela;Hz.Süleyman peygamber, cinleri emri altında tutmakta  ve cinlere istediğini yaptırabilmekte idi. Fakat şeytan”ıda hafife almamak gerekir.Çünkü Hz.Adem babamız ile Hz.Havva annemizin; cennetten çıkmasına vesile olmuştur. Biz şeytanın inadına,bu dünyayı cennete çevirmek için çalışmalıyız.

Dikkat ediniz!Allah”ı inkar etmemek ayrıdır,Allah”a iman etmek ayrıdır.Allah”ı inkar etmek ise; hiçmi hiç akıl karı değildir.Yani şeytanın;Allah”ı inkar etmemesi,Allah”a iman ettiğini göstermez.

Daha önce meleklere bile ders veren,şeytan, kibrinden dolayı; Allah”ın “ Ademe secde et” emrine karşı gelmiş.Bu yüzden; Allah’ın Rahmetinden kesin bir şekilde kovulmuş ve imtihanı kaybetmiştir.

Hem melekler;Allahın güzel,güçlü,akıllı ve muti askerleridir.Hem;meleklerin cüz-i iradeleri yoktur. Hem bu yüzden imtihana da tabi değillerdir.Hem meleklerin makamları sabittir.Hem o melekleri hafife almakta akıl karı değildir.

Hem şeytan; Allah”tan,süre istemiş, Kıyamet vaktine kadar, kendisine sınırlı bir süre verilmiş. ”Bende Senin ihlaslı kulların hariç,herkesi Sana düşman edeceğim ve onları azdıracağım” diyen şeytan; Hz.Adem peygambere ve nesline  karşı,büyük bir savaş başlatmıştır.

Sakın sizi şeytan,” Allah afedicidir ” diye yanıltmasın.Evet; Allah kesinlikle af edicidir ama, kul hakkı hariçtir. Kulun af  edip etmiyeceği ise;kulun ihtiyarına bırakılmıştır.Hem cehennem dahi luzümsuz değildir.Hem; Allah aynı zamanda “Kahhar”dır.Nice milletler Allah”ın kahredici gücü ile tarih sahnesinden silinmişlerdir.Mesela;Hz.Nuh Peygamber zamanındaki tufanda olduğu gibi.

Eğer savaş istiyorsanız; şeytan ve deccal ile akıllıca ve aklınız ile ve çok dikkatli ve tedbirli şekilde savaşınız. Sivrisineklerle uğraşmak yerine; mikrobun asıl kaynağı olan bataklığı kurutunuz.Bir suçu işleyen sanık ile birlikte; insanları suça iten, kullanan ve para ile satın alan;perde arkasındaki suçu işlettiren; azmettiriciyi hele hiç unutmayınız.

Sanığı cezalandırmadan önce,suça sebep olan nedenleri; işsizliği, cahilliği, fakirliği, acizliği, caresizliği, kaldırarak; suçu önleyici tedbirler alınız. Suçluyu öyle bir ceza ile ürkütünüz ki ;o sucun yanına bile yanaşamasın. Gaye o ürkütücü cezayı vermek değildir, caydırmak olmalıdır. Yoksa o suçlu; suçu tekrar işlemeye devam edecek toplumun huzur ve sukununu bozacaktır.

Mesela;Göze göz,dişe diş diye;bir ceza olsa. Kimse adam öldüremez. Çünkü kendisinede aynı cezanın verileceğinden korkar,yapmaz,yapamaz. Hem kan davası da olmaz ve olamaz.Cezalar caydırıcı olmalıdır.Yani suçu önleyici olmalıdır.Yoksa ceza; amaç olmamalıdır.

Önce tedbir sonra terbiye sonra ceza. Islahı gayr-i mümkünse ve cezasıda idam ise infaz etmek gerektir. Çünkü dönüşü mümkün olmayan bir yola giren suçlu için en hayırlı yol hem kendisi,hem ailesi, hemde toplum için cezanın infazıdır.

Hem şeytan ve deccal gibi şerli kişilere;dua edilmez.Hem Allah; hiç kimseye de iltimas geçmez. Hem kendinizin,hem biricik yavrunuzu ve sevdiklerinizin ebedi cehenneme girmesine vesile olan şeytana ve deccale hiç acımamak gerektir.

Hem sen Allah”tan daha fazla merhametli olamazsın.Hem sen kul hakkına da karışamazsın.

*Soru:Mucize,keramet  ve sihrin aslı nedir?Deccal ve Mehdi kimdir?

Cevap:Bir zaman iki ayna var imiş,her iki aynada yüzlerini gökteki güneşe çevirmiş. Aynalarda akseden,tecelli eden güneşi, her iki aynada insanlara çevirdiğinde;insanların gözlerini kamaştırmışlar. Aynalardan biri;ben insanların gözlerini kamaştırdım diye;kibirlenmiş ve kendisinde bir şeyler olduğunu, tevehhüm, zan etmiş.

Diğer ayna ise mütevazı bir şekilde,aslında kendisinde bizatihi bir şey olmadığını, gökteki güneş olmasa bir hiç olduğunu, önceki aynaya söylemiş.

İşte gururlu ayna, sihir,fal ve büyü gibi menfi ve zararlı ilimler ile ilgilenip insanlara zarar veren ve insanları kendisinin etkilediğini ve her şeyi bildiğini zanneden ve sihir yapan ve nazar veren, şeytan ve deccal gibidir.

Ama mütevazı ayna ise mucize ve kerametin asıl sahibinin Allah olduğunu bilen,güzel, dünyevi, fenni,müspet ve uhrevi faydalı ilimler ile ilgilenip insanlara faydalı olan bilge kişidir.

Mesela;Hz.Musa”nın asası ile denizin ikiye ayrılması ,Hz.İsa”nın; Allah”ın izni ile ölüleri diriltmesi, Hz.Muhammed”in bir işareti ile, gökteki ayın ikiye bölünmesi hadiseleri birer mucize olup, bunlar Allah”ın iradesi ve kudreti ile olmuş.Hiçbir zaman,hiçbir peygamber; gösterdiği ve mahzar olduğu mucize ile övünmemiş, sadece insanlara ve cinlere; peygamber olduklarını kanıtlamak ve ikna etmek  için mucize göstermek zorunda kalmışlardır.

Gıbta edilecek kişi gökteki güneşin ısı ve ışığına mazhar  olan kendisini güneş zannetmeyen ama  güneşi gösteren,bir ayna olduğunu unutmayan kişidir.Bu aynaların en güzelleri peygamberlere aittir.En kötüleri ise şeytan ve deccal gibilere aittir. Şeytan ve deccal gibi kötü kişilerin şerrinden Allah”a sığınmak gerektir.Çünkü insanları ve insanlığı tesirleri altına almakta ve aldatmakta, insanlığın ve medeniyetin gizlice ve sinsice mahvına sebep olmaktadırlar.

Mesela;deccal sihir ve manyetizma ile insanları etkileyecek,ilmi kötüye ve nefsine kullanıp insanlara  zulmedecek ve  İlahlığını ilan edecektir.

İnsanlığa faydalı bilgileri, başkaları ile de paylaşınız, yayınız.Teorik bilgilerinizi, pratiğe dökünüz. Mümkünse insanlık ve medeniyet için yeni icatlar, keşifler yapınız,olduğunuz yerde saymayınız.Sizden sonraki nesil için faydalı bir şeyler yapıp güzel bir miras bırakınız.Ahiretde ve dünyada sizi kurtaracak bir eseriniz olmadan, ahirete göç etmeyiniz. 

Zaman;hakikat zamanıdır.Bana bu bilgileri kimse öğretmedi; diyen kişinin hesabı; bilenden ve bildiği halde susan herkes den sorulacaktır.

Sizde;şimdi sorumluluktan kurtulmak için; öğrendiğiniz bu bilgileri,önce aileniz ve sonra herkes ile paylaşınız.Bu bilgileri;internet sitenizde veya forumlarda yayınlayabilir,dosya olarak dostlarınıza gönderebilir veya tercüme edip yabancı site ve kardeşlerinize de gönderebilirsiniz. Bilgiyi; kendiniz ile birlikte mezara gömmeyiniz.Bilgi ve mal; paylaşma ile ziyadeleşir.Sadaka; ömrü uzatır.

Gerçek alim;bilgiyi, örnekler ile, insanın akıl cevherine  ve hafızasına ustaca; Latif nurani bir kalem ile nakşeden, aktarabilen; mahir,zeki ve garip bir kişidir.

Her zaman;fikri hür,vicdanı hür, gerçekçi ve gerçeklere açık olunuz. Körü körüne bir şeye veya kişiye bağlanmayınız,aklınızı çalıştırınız.Yani kula, kul olmayınız;Abdullah olunuz.Çocuk ile çocuk,büyük ile büyük olunuz.

Doğruyu,alınız;yanlışı ve batılı atınız.İfrat ve tefritten sakınınız. Mesela; dinsizlik ve dini taassup gibi. Dini taassup;Kuran-ı Kerimin ve dinin; cahil kişilerce yanlış bilinmesi ve bu nedenle,insanların; dinden soğuması  ve dine düşman olması demektir.Dinsizlik ise; dindarlara ve dine; hak ve hakikatlere, düşman olmak demektir.

Mesela;matbaa’ya günah demenin ne akıl ile nede din ile bir alakası olamaz. Din;müsbet ilme, bilimselliğe,bilime ve teknolojiye değil;aklını çalıştırmayan akılsızlara karşıdır.

Dinsizlik ve ifsat komitelerinin başını çeken deccal;öyle münafık birisidir ki;  mensup olduğu milletin manevi değerlerine zahiren saygılı gözükecek.Dini taassubu,batıl ve hurafeleri; sanki din imiş gibi gösterip;cerbeze ve sihir ile insanları dine düşman edecek ve kurnazca dini ve siyaseti kullanıp, insanları; dinsizlik bataklığına atacaktır.

Hem Kuran-ı Kerim”deki sağ, sol ayrımı ile; siyasi partilerdeki sağ,sol ayırımı aynı değildir. Size göre sol olan,sağ;sağ olan da sol olabilir.Hem hain Deccalin; sağı, solu da belli değildir. Sağ gösterip sol;sol gösterip sağ vurabilir.Hem o hain; hem sağın hem de solun düşmanıdır.Çünkü;kendisinden başka rakip kabul etmeyen bir münafık ve yalancıdır.Hem eli de deliktir;yani çok müsriftir. Hem çok garip olan ise; deccalin; kendisini mehdi zannetmesidir.Siz sözlere değil;yapılan icraatlara ve neticelere bakınız ve ona göre hüküm veriniz.

Her asırda ve her millet de;mehdi ve deccal misal kişiler çıkar.Bütün insanlar ve milletler imtihana tabidir ve tarih tekerrür eder.Hem adları lazım değildir. Hem; imtihan sırrını da bozmamak gerektir.Hem Allah; Hikmet sahibidir.

Kurduğunuz beynelminel, gizli,yasa dışı veya zahiren yasal ve masum gözüken hain örgütleriniz ve deccal misal; üyeleriniz ve reisleriniz ve başkanlarınız ile; Dünyayı soyup, ülkeleri ve devletleri parçalayıp, insanları köleleştirip, milli servetleri ülke dışına kaçırıp, zenginlik ve refah ve emniyet içinde yüzdüğünüzü ve dünyayı kendinizin yönettiğinizi mi zannediyorsun! Her akıl ve güç sahibinin üstünde de bir akıl ve güç vardır.O güç bir gün mutlaka hepinizi yerin dibine geçirecektir.Hem bir gün elbet öleceksiniz. Hem bundan da asla kuşkunuz olmasın.

Hem mehdi; Kuran-ı Kerim”in bir talebesidir. Hem o”nun mürşidi;Kuran-ı Kerim”dir.Hem o; bulunduğu zamanın;en garibi ve en zekisidir. Hem o”nu Allah korusa ve herkes mehdi olduğunu; bilmese gerektir.

Hem o hain ve zalim ve münafık deccali; ancak Hz.İsa peygamber öldürebilir.

Hem Hz.İsa peygamber ölmüş ve öldürülmüşte değildir.Hem annesi Hz.Meryem; saf ve tertemiz bir şekilde ve hiçbir erkek ile ilişki kurmadan; Allah”ın bir mucizesi olarak;Hz.İsa peygamberi doğurmuş. Hem daha kundakda iken; konuşmaya başlamıştır. Hem;Hz.Adem babamız da,babasız yaratılmıştır.

Sakın yanlış anlama;Hz.İsa peygamber yeni; bir din ve kitap ile gelmiyecek, önceki peygamber ve orijinal kitapları teyid ve tasdik etmek için gelecektir.

Hem herkes Hz.İsa peygamberi tanımıyacak.Yani imtihan sırrı hiçbirzaman bozulmayacak, hayat ve imtihan devam edecek. İlahlık taslayanlar ise herzaman olduğu gibi yerin dibine geçirilecektir.

Dinsiz bir millet yaşayamaz.Sadece manevi veya sadece maddi kanat ile de uçamazsınız. Hem maddi,hem de manevi kanat ile ve birbirleriyle orantılı ve ahenkli olmak şartıyla uçabilirsiniz.

Malın; kırkta bir zekatı olduğu gibi, ilmin ve kuvvetinde bir zekatı vardır.Bilen ile bilmeyen bir değildir.İlim mümin”in yitiğidir, nerede olursa alır.İlim Çin”de de olsa alınız. Hayatta, en hakiki mürşid ilimdir. Faydalı tüm ilimlerden istifade ediniz, ettiriniz. Beşikten mezara kadar faydalı ilim öğreniniz.

Okuyunuz,okutunuz.Ne demiş Yunus Emre,’İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmez isen ilim nice okumaktır.’

*Soru:Dünyadaki;hadsiz kötülüklere, günahlara, cinayetlere,Allah; niçin Mani olmuyor, zalimleri niçin hemen cezalandırmıyor? Niçin mülküne sahip çıkmıyor? Yoksa Allah uyuyormu!

Cevap:Şu an imtihan vakti olduğundan; imtihanın huzur ve sukununu bozmuyor, yalnız huzuru bozanları ve kopya çekenleri tespit edip sessizce dışarı çıkarıyor. İmtihanın, ahengini bozmamak ve talebeleri korkutmamak ve imtihanı amacına ulaştırmak ve sonsuz şefkatinden dolayı ve  bir aile reisi gibi,cezayı bazen hikmeti gereği erteliyor ve mahlukatına son nefesine kadar süre veriyor.Ola ki yanlış yoldan döneler,ola ki hidayete ereler.

Sem olan Allah,her şeyi duymakta. Basir olan Allah,her şeyi görmekte. Habir olan Allah ise her şeyden haberdardır.Her şey melekler tarafından kayıt altına alınmakta ve ahiretde bir mahkeme-i  kübrada, delil olarak  saklanmaktadır.  Hem; Allah”ın uyuduğunu nerden çıkarıyorsun!Yoksa çok uyuyan ve uyutulan ve vazifesini yapmayan ve Allah”ı dinlemeyen ve her haltı işleyen ve her türlü zulüm yapan sen misin! Yoksa Allah”tan bile daha çok; saygı gösterdiğin ve korktuğun; bir şeyin, seni ahirette kurtaracağını mı zannediyorsun!Hem cennet ucuz değildir. Hem cehennem dahi lüzumsuz değildir. Sakın sakın;Allah’ın çok sabırlı olması seni yanıltmasın. Fakat; Allah”ın sonsuz ve daimi Rahmetinden ve şefkatinden de umut kesmemek gerektir.

Hem imtihan olmasa idi; Elmas ruhlu peygamberler ile kömür ruhlu şeddatlar, nemrutlar, fravunlar nasıl ayırt edilecekti?Şayet öğretmen soruları bazı talebelere iltimas yapıp önceden dağıtsa  veya kopyayı serbest bıraksa idi;hem imtihanın sırrı bozulacak,hem hayatın ve imtihanın zevki kalmayacak, hem de çalışkan talebeye ve çalışana haksızlık ve Adaletsizlik olacak ve hem de terakki ve yarış olmayacak, hem medeniyet ve insanlık yerinde sayacak, hem de öğretmene haklı bir itiraz yapılacak idi.

Hem,eğer her haksızlıkta Allah size bir tokat vursa idi o zaman herkes korkudan zoraki iyi olur  ve hayat yaşanmaz bir hal alır, idi.Hem Habibi ve elçisi olan ve Hz.Muhammed”e indirilen  ve Allah”ın kitabı olan Kuran-ı Kerim ile bizlere her zaman seslenmektedir.

Allah”ın”içki içmeyiniz,kumar oynamayınız,fuhuştan,fal oklarından, sihirden uzak durunuz, faiz almayınız,haksız yere bir cana kıymayınız, kötülüklere mani olunuz, Allah”a ortak koşmayınız vb.”emir ve yasaklarına uymayan ve uygulamayan sen, savaşlarla dünyayı yakıp yıkan sen,haksızlıklara ses çıkarmayan ve görevini yapmayan ve görevini kötüye kullanan sen; doğruyu söyleyenleri kovan ve cezalandıran sen;  sonrada sorumluluktan  ve cezadan kurtulmak için suçu kadere ve  Allah”a yıkmak isteyen,sen!

Hem tabiat,tabiat kanunu, tabiat ana, dediğiniz aslında Allah”ın; kanunu, düzeni ve bir mücessem kitabıdır.Hem insan bu kainatın küçük bir örneğidir. Hem tabiat anayı iyi korumak ve tabiat kitabını da iyi okumak gerektir. Hem;tabiat kitabını okuyan ve sırlarını açığa çıkaran; medeniyetin ve insanlığın maddeten ve manen yükselmesi için çalışan, keşifler yapan; öğretim ve araştırma görevlilerine,din alimlerine, öğretmenlere, mühendislere, doktorlara, bilginlere, bilgelere,özellikle mucidlere vs.saygı göstermelidir.

Evet;dinde zorlama yoktur, teklif vardır.Allah’a hiç kimse iman etmese veya kanunları ve düzeni alaya alınsa veya uygulanmasa veya gece gündüz yarattığı tüm varlıklar; Allah’a küfür ve isyan etseler yinede;hiçbir şey  ve hiçbir kimse Allah”a zerre miktar zarar veremez.Hem;Rezzak olan Allah onların rızklarını da verir.Ama; imtihan bittikten sonrada çetin bir hesap vardır.Hem cehennemde luzümsuz değildir. Hem Allah çok Sabırlı,çok şefkatli ve çok merhametlidir.

Sakın yanlış anlama; herhangi bir devletin;kanunlarını ve düzenini; veya bir dini veya inancı,kişi veya kurumları tezyif;tahkir ve rencide etmek doğru değildir. Hem Allah”ın kanunlarını kabul edip etmemek, uygulayıp uygulamamak; sizin ihtiyarınıza kalmış bir şeydir.Hem beşeri kanun ve sistemlerin zor ile ve zorbalık ile insanlara kabul ettirmek de olmaz.Hem Allah;zorba ve zalimleri sevmez.

Sakın yanlış anlama; biz diyoruz ki; madem siz kendi beşeri kanunlarınız ile yönetiliyor ve kendi kanunlarınızı kendiniz yapıyor;acaba bu kanun ne için ve kimin için ve niçin çıkardığınızı dahi bilmiyor; Aziz milletinizin Ali ve yüksek menfeatlerini bile koruyamıyor iseniz; Allah”a niçin isyan ediyorsunuz ve suçu niçin kadere yıkıyorsunuz!Hem;beşeri kanunlarınızı ve düzeninizi beğeniyor iseniz;Devletinize ve rejiminize niçin karşı geliyorsunuz!

Belki biz diyoruz ki;en kötü bir kanun ve nizam dahi, kanunsuzluktan ve anarşiden iyidir ve devlet sisteminiz ve rejiminiz ne olursa olsun; haydi; yetkililer, görevliler, reisler,yiğitler,aydınlar,öncüler,bilgeler,analar, babalar,nineler, dedeler; bu dünya gemisinde misafir olan herkes;gece gündüz çalışıp, ülkenizin ve devletinizin ve milletinizin ve kendinizin ve ailenizin ve insanlığın ve medeniyetin ve mahlukatın;makus talihini; daha iyiye ve daha güzele tebdil edin diyoruz. Çünkü, Aziz olan insan; her şeyin en iyisine ve en güzeline ve en mükemmeline layıktır.

Hem biz insanı severiz.Hem insanlar da zaten Allah”ı çok sever.Hem;Allah”ta insanları çok sever. Hem; Yaratılanı;Yaratan dan dolayı sevmek gerektir.

*Soru:Kıyamet ne zaman kopacak?

Cevap:Kıyamet sen öldüğün vakit kopacak.Eğer bu soru ile; kainatın kıyametini kastetmiştim diyorsan; elbetteki bir gün onunda kıyameti kopacak.Hem “ben öldükten sonra isterse Tufan olsun bana ne” diyen sen değilmisin. Hem kendi ecelin ile birlikte kıyametin vakt-i zamanını bilmek; hayatı sana zehir eder. Ecelin gizli kalmasının bir hikmeti de bu olsa gerektir.

Farzedelim ki; 120 sene sonra; şu kainatında kıyameti kopacak. Şu anda yaşlı dünyamızda misafir olan altı milyar kusur insanın; ekseriyeti o vakit kabirlerinde olacaklardır.Kıyamete yetişenler bizzat,daha önce vefat etmiş ruhlar ise; kabirlerinden o dehşetli anı herkez bir manada göreceklerdir.

*Soru:Hayat kaç tabakadır?

Cevab:Hayat; beş tabakadır.Birinci tabaka;şu anda yaşayan insanlara aittir. İkinci tabakada; Hz.Hızır ve Hz.İlyas peygamber.Ücüncü tabakada, Hz.İdris ve Hz.İsa paygamber.Dördüncü tabakada, şehitler. Beşinci tabakada ise vefat etmişler vardır.

Hem Hz.İdris peygamber;cennettedir ve vefat etmişde değildir.Hem Hz.İsa peygamber ölmüş veya öldürülmüşte değildir.Hem Hz.Hızır hayattadır;içimizde dolaşmaktadır. Hem şehidler; öldüklerini bilmezler ve güzel bir hayatları vardır.Hem tüm peygamberler de;ilm-i ledünniye ve şefaat sahibidirler.

*Soru:Acaba; cennetlik miyim; yoksa cehennemlik miyim?

Cevap:İnsanlar korku ile ümit arasında olmalı. Acaba cennetlik miyim, yoksa cehennemlik  miyim  sorusunu  merak etmek yerine, en kötü ihtimali göz önüne alarak, tedbirimizi almak; daha akıllıca bir iş olsa gerektir. Son nefese kadar, kimin ne olacağı, (mesela;şeytan hariç) bizce mechuldur.Ölünce değil,şimdiden ve daima ” Aman ya Rabbi” demeliyiz.

Anneniz ve babanız sizi sırtından indirip haydi hayata ve çalışmaya ve üretmeye dediklerin de; onlara düşman olmayınız ve yaşlandıklarında onlara “of” bile demeyiniz. Kartal; yavrusunu kayalıklardan; öldürmek için değil uçmayı öğrensin diye bırakır. Hiçbir ebeveyn, yani anne ve baba; çocuğunu ateşe atmaz.Ancak, o hayırsız evlat ;anne veya babasını,kasten öldürerek;cehennemi Hak eder.

Halbuki;anne ve babası; daha küçücükken kendisini şefkatle büyütmüş, her şeyden esirgemiş idi. İşte;Bismillahirrahmanirrahim”in bir manasıda budur.

Çocuklarınıza güzel isimler koyunuz. Onları güzel bir şekilde terbiye ediniz ve yaşadığınız zamana göre güzelce yetiştiriniz.Evlenme çağına geldiğinde ise evlendiriniz. Ne ekerseniz;onu biçersiniz.Herkes ancak; çalıştığının karşılığını alacaktır.Çalışınız, üretiniz,yiyiniz,yediriniz,kalp kırmayınız,veren el olunuz, israftan kaçınınız.   

Çocuklarınızı ve rahimlerdeki ceninleri de rızk endişesi ile öldürmeyiniz. Yoksa;ahired de o masum çocuklar, sizden ve iştirakçilerinizden;davacı olacaklardır.

Ey masumlar,biçareler, mahsunlar,garipler,fakirler ve hakkı gasp edilenler: sakın zalim zenginliği ve izzetiyle;masum ise fakirliği ve zilletiyle bu dünyadan göçüp gitti diye üzülmeyiniz ve isyan etmeyiniz.Hakkınızı aramak için Adliyeye başvurunuz.Sakın sakın ihkak-ı hak yapmayınız.Hem devlet;zalimden daha güçlüdür.Hem zalimden Hakkınızı alıp;size geri verecektir.Velevki Hakkınızı tam alamasanız bile; sizlerin hakkınız zayi edilmeyecek,bir mahkeme-i kübrada, eninde sonunda Müntakim ve Kahhar ve Adil olan Allah; sizin hakkınızı zalimden alıp size geri verecektir.

Ahired de;mal, mülk, para, iltimas, kariyer, rütbe, unvan, soy, sop vb.geçmediği için; ya zalimin sevapları size verilecek veya sizin günahlarınız zalime yüklenecektir.

Cennette huzur ve güven ve zenginlik içinde; bir daha ölmemek üzere,ebedi yaşayacak; her istediğinizi yapacak,her dilediğiniz melekler tarafından yerine getirilecektir.

Bütün atomların elektronlarını müthiş bir hız ile çeviren;en küçük bir hücrenin dahi bütün  ihtiyaçlarını tedarik eden,galaksileri direksiz muallakta tutan bir Allah;elbetteki çok sevdiği ehl-i cenneti;meleklerin bile giremediği kendi makamına kabul edecektir.

*Soru: Ruh nedir,nefis nedir?Ben;neyim?Ölümün hakikatı nedir?

Cevap:İnsan;ruh ve bedenin,madde ve mananın arkadaşlığı. Şoförü olan bir araba,kaptanı olan bir gemi, efendisi olan bir saray misalidir.

Ruh insanın aslıdır,kendisidir. Mahiyeti; can”ı,nefsi olan; göz,kulak, kalb,sır, akıl, irade,sorumluluk sahibi, ölümsüz; bir kanundur. Mesela; Yerçekimi kanunu gibi.Ama yerçekimi kanununun yukarda belirtilen vasıfları yoktur.
Ruh”un; dünyadaki işleri yapabilmesi için; elbisesi,evi,sarayı,bineği mahiyetinde olan bedene  ihtiyacı vardır.Ruh; beden sarayının efendisidir. 

Nefs ise bu sarayın bekçisidir,hizmetçisidir.Bedendeki kuvve-i şehvet ve gadabiyet merkezidir. Mesela;iç alemde;kandaki alyuvarlar vücuda gelen besinleri alır, akyuvarlar ise zararlı mikropları öldürür.Dış alemde ise insanın eli,ağzı,midesi besinleri alır;eli,kolu, bacağı,kafası kendisine saldıran düşmanı def eder.

Aynen bu misallerde de görüleceği üzere sarayın bekçisi olan nefsin vazifesi; bedeni korumak ve bedenin levazımatını tedarik etmek ve efendisi  olan Ruh”a hizmet etmektir.

Bedene helal rızk vermek gerektir.Mesela;arabanız benzinli ise mazot alırsanız yolda kalır motoru bozarsınız,şayet jet benzini alırsanız da sizi uçurur ve kazaya sebep olabilirsiniz.Helal rızk keyfe kafidir.Arabanın fabrikasyon ayarlarını, yani Allah”ın yarattığı; bedenin sıhhatini ve ruhun saflığını bozmamak elzem ve gereklidir.

Mesela;Vücuda;İçki ve uyuşturucu madde almamak gerektir.Bu hem aklı iptal eder, hem de sizi sorumluluktan kurtarmaz ve hem de işlediğiniz suçtan dolayı da aynı cezayı alırsınız ve indirim sebebi olmadığı gibi, verdiğiniz maddi ve manevi zararlarda sizden tazmin edilir.

Nefsi; kullanmak,korumak,dizginlemek, terbiye etmek gerektir.Yoksa bineğiniz olan nefsi öldürmek hem akıl karı değildir.Hemde intihar demek olur ki, kesinlikle yasaktır.Nefsin dizginleri,daima ruhun elinde olmalı,gerektiğinde çekmeli, gerektiğinde gevşetmeli,ama hiçbir zaman dizgini bırakmamalıdır.

Akıl ise; Ruh”un müsteşarı yani akıl hocası,yol gösteren bir deniz feneridir. Ruh”a yol gösteren bir Nur”dur.Kuran-ı Kerim ise, manevi bir güneş,hakiki bir mürşid, bitmez ve tükenmez bir bilgi hazinesidir.

Ruh ise; beden gemisinin kaptanıdır.Mesela bir ülke düşünelim.Ruh o ülkenin reis-i cumhuru,  akıl veziri ,nefs ise kuvve-i gadabiye olan ordusu ve kuvve-i şeheviyesi olan hazinesidir. Bir ülke; hazinesi dolu,ordusu güçlü ve yöneticileri akıllı ise; ilelebed payidar kalabilir.Bir insan da ne kadar zeki,güçlü ve zengin ise hem hayatını güzel bir biçimde idame ettirebilir hem başkalarına yardım edebilir,hemde başkalarına bar ve yük olmaz.

Ruh; katiyyen Baki”dir,yani ölümsüzdür.Fakat bu Baki”lik bizatihi değil;Allah, öyle takdir ettiği ve istediği içindir.

Ey insanlar ve cinler; baki bir aleme gideceksiniz, o halde hazırlıklı olun. Ölüm, ruhun bedenden ayrılması; daha önce vefat etmiş olan sevgili anne ve babanızın ve çocuklarınızın ve sevgilinizin ve sevdiklerinizin yanına gitmektir.

Mesela ;bir şoför nasıl aracından inince araba hiçbir işe yaramaz  ise,ruh”ta beden aracından inince, beden hiçbir işe yaramaz.Kabre konan bedendir.

Sen ise; ruh”sun.Sen bu beden sarayının Aziz bir Sultanı,bu kainat sarayının; nazenin, nazlı,güzel bir gülüsün.

Mesela;rüyanızda o korkuyu veya o sevinci hisseden,kalp gözünüz ile çok şeyleri gören sizsiniz. Şayet siz beden; olsa idiniz gözleriniz uykuda kapalı hiçbir şey görememeniz ve yeriniz sabit olduğundan, hiçbir şey yapamamanız ve hiçbir yere gidememeniz gerekirdi.

Ruh bedenden ayrılınca; berzah alemine gitmektedir. Ölüm yokluk ve hiçlik değildir.Kim yok olmak   ister ki,Ezeli ve Ebedi, bir ve tek olan Allah”ın sevgili mahlukatı da ebedi olmalıdır. Fakat mahlukatın ebediliği bizatihi değil, Allah”ın dilemesiyledir.

Ey Aziz insan;bir peygamber soyundan geldiğini hiçbir zaman unutma.

Ey insanlar ve cinler; ebedi yaşamak, güzeller güzeli, kusursuz ve tek ve çok şefkatli ve af edici ve çok merhametli olan Allah’ı görmek istemezmisiniz!

Ey sevgili ruh,bunun için Allah’a; şükretmeli, iman ve tövbe etmeli,Hak sahibine hakkını vererek;Baki ve ebedi ve güzel bir cennete girmek istemezmisiniz!

HULASA  :

Allah(C.C); birdir, herşey O”na muhtaçtır. Ne bir başkası Allah’ı yaratmıştır. Ne de Allah’ın bir çocuğu  vardır.Allah’ın; eşi, benzeri,misli,rakibi ve ortağı yoktur. Hz.Muhammed(S.A.V); Allah”ın; Habibi,ins ve cinnin son peygamberi; Kuran-ı Kerim ise; Allah”ın; Hak bir kitabı; yanılmaz ve yanıltmaz; şaşmaz ve şaşırtmaz; kanmaz ve kandırmaz;hakiki bir mürşidi;sönmez ve söndürülemez bir Nur”udur.

2009.08.04 11:18:21

#2
Codeine
Kayıt tarihi : 10 Temmuz 2009
İleti sayısı : 9

Yazının ilk bir iki paragrafını okudum.

Adamın teki resmi yapmış arkaya saklanmış, resmi görenler şaşıp kalmışlar. Böyle fevkaladenin fevkinde bir resim nasıl kendi kendine olabilir kesinlikle akıllı ve maharetli bir varlık yapmıştır. Tamam

Be kardeşim resmi yapan adam madem bu kadar maharetli, o halde o maharetli adamıda yapan daha üstün bir zeka olması gerekmez mi? Ve onu yapanıda yapan daha üstün zekalı bir varlık? Bu böyle sonsuza kadar gider.

Dini şeyleri bilimsel kavramların, mantıkların üstüne oturtup kendimizden geçmeyelim, hem ayıp oluyor hem yanlış oluyor. Sonra bir ateist kardeşiniz gelir imanınızla oynar mazallah-ül azim.

Din inanç meselesidir. Hisseden adam neyi hissediyorsa ona inanır vesselam.


powered by proGEDIA